﴿ فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi...
﴿ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةٞ قَلِيلُونَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'«Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cema...
﴿ وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'«(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.»
﴿ وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'«Biz ise, elbette uyanık (ve yek vücut) bir cemaat...
﴿ فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bah...
﴿ وَكُنُوزٖ وَمَقَامٖ كَرِيمٖ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Hâzinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.
﴿ كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
﴿ فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların...
﴿ فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları:...
﴿ قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana...
﴿ فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقٖ كَٱ... ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye v...
﴿ وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ ﴾
Sûratu'ş-Şuarâ'Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.