﴿ فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجۡلٖ سَمِينٖ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtHemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (keb...
﴿ فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيۡهِمۡ قَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtOnların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.
﴿ فَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةٗۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٖ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtDerken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler...
﴿ فَأَقۡبَلَتِ ٱمۡرَأَتُهُۥ فِي صَرَّةٖ فَصَكَّتۡ وَجۡهَهَا وَقَالَتۡ عَجُوزٌ عَقِيمٞ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtKarısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak:...
﴿ قَالُواْ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡعَلِيمُ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtOnlar da "Rabbin böyle buyurdu; O, hikmet sahibidi...
﴿ ۞ قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﴾
Sûretu'z-Zâriyât(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
﴿ قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٖ مُّجۡرِمِينَ ﴾
Sûretu'z-Zâriyât«Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.»
﴿ لِنُرۡسِلَ عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةٗ مِّن طِينٖ ﴾
Sûretu'z-Zâriyât«Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»
﴿ مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُسۡرِفِينَ ﴾
Sûretu'z-Zâriyât(Bu taşlar,) aşın gidenler için Rabbinin katında i...
﴿ فَأَخۡرَجۡنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtBunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
﴿ فَمَا وَجَدۡنَا فِيهَا غَيۡرَ بَيۡتٖ مِّنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtZaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka...
﴿ وَتَرَكۡنَا فِيهَآ ءَايَةٗ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ ﴾
Sûretu'z-ZâriyâtAcı azaptan korkanlar için orada bir işaret bırakt...