﴿ وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnOnlar zekâtı verirler.
﴿ وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnOnlar, ırzlarını/iffetlerini korurlar.
﴿ إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnAncak kendi eşleri ve ellerinin altındaki (cariyel...
﴿ فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnArtık her kim bundan başkasını isterse işte onlar...
﴿ وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnOnlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet e...
﴿ وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnOnlar, namazlarını eda ederler.
﴿ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡوَٰرِثُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnİşte bunlar varis olanların ta kendileridir.
﴿ ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلۡفِرۡدَوۡسَ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnOnlar, Firdevs’e varis olacaklardır ve onlar orada...
﴿ وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٖ مِّن طِينٖ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnAndolsun biz insanı, (süzülmüş) bir çamurdan yarat...
﴿ ثُمَّ جَعَلۡنَٰهُ نُطۡفَةٗ فِي قَرَارٖ مَّكِينٖ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnSonra onu bir su damlası/nutfe olarak, sağlam bir...
﴿ ثُمَّ خَلَقۡنَا ٱلنُّطۡفَةَ عَلَقَةٗ فَخَلَقۡنَا ٱلۡعَلَقَةَ مُضۡغَةٗ فَخَلَقۡنَا ٱلۡمُضۡغَةَ عِظَٰم... ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnSonra nutfeyi/spermi, alaka/embriyo haline getirdi...
﴿ ثُمَّ إِنَّكُم بَعۡدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ ﴾
Sûratu'l-Mu'minûnSonra siz, bunun arkasından elbette öleceksiniz.