﴿ وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtSiz, sabah vakti onların (diyarından) muhakkak geç...
﴿ وَبِٱلَّيۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ ﴾
Sûratu's-SaffâtVe geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akı...
﴿ وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtMuhakkak Yûnus da gönderilmiş rasullerdendi.
﴿ إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ ﴾
Sûratu's-SaffâtHani o, kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.
﴿ فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtKura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.
﴿ فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٞ ﴾
Sûratu's-SaffâtDerken onu balık yutmuştu, o kınanır bir davranışt...
﴿ فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtEğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı,
﴿ لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ﴾
Sûratu's-Saffâtİnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun...
﴿ ۞ فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٞ ﴾
Sûratu's-SaffâtBiz de onu, hasta bir halde boş bir alana/sahile a...
﴿ وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةٗ مِّن يَقۡطِينٖ ﴾
Sûratu's-SaffâtÜzerine kabak türünden (gölge yapması için) bir ağ...
﴿ وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ ﴾
Sûratu's-SaffâtSonra da onu, yüz bin kişiye hatta daha fazlasına...
﴿ فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينٖ ﴾
Sûratu's-SaffâtSonunda ona iman ettiler. Biz de onları bir süreye...