﴿ قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنٗا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ ﴾
Sûratu's-SaffâtOnun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!...
﴿ فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدٗا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtBöylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz...
﴿ وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ ﴾
Sûratu's-Saffât(Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum....
﴿ رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtRabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, ded...
﴿ فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٖ ﴾
Sûratu's-Saffâtİşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
﴿ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ ف... ﴾
Sûratu's-SaffâtBabasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Y...
﴿ فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ ﴾
Sûratu's-SaffâtHer ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırın...
﴿ وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ ﴾
Sûratu's-SaffâtEy İbrahim! diye seslendik.
﴿ قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡيَآۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtRüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatl...
﴿ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَٰٓؤُاْ ٱلۡمُبِينُ ﴾
Sûratu's-SaffâtBu, gerçekten, çok açık bir imtihandır,
﴿ وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمٖ ﴾
Sûratu's-SaffâtBiz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
﴿ وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtGeriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıra...