﴿ رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَٰرِقِ ﴾
Sûratu's-SaffâtO, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanlar...
﴿ إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ ﴾
Sûratu's-SaffâtBiz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.
﴿ وَحِفۡظٗا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ مَّارِدٖ ﴾
Sûratu's-SaffâtVe onu (göğü) kovulmuş Şeytanlar'dan koruduk.
﴿ لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٖ ﴾
Sûratu's-SaffâtOnlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak...
﴿ دُحُورٗاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٞ وَاصِبٌ ﴾
Sûratu's-SaffâtKovularak uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için...
﴿ إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ ثَاقِبٞ ﴾
Sûratu's-SaffâtAncak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak b...
﴿ فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينٖ لَّازِبِ... ﴾
Sûratu's-SaffâtŞimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı d...
﴿ بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ ﴾
Sûratu's-SaffâtHayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip du...
﴿ وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ ﴾
Sûratu's-SaffâtKendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.
﴿ وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةٗ يَسۡتَسۡخِرُونَ ﴾
Sûratu's-SaffâtBir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.
﴿ وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ مُّبِينٌ ﴾
Sûratu's-Saffât"Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.
﴿ أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ﴾
Sûratu's-Saffât"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zama...