﴿ كَأَنَّهُنَّ بَيۡضٞ مَّكۡنُونٞ ﴾
Sûratu's-SaffâtOnlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
﴿ فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ ﴾
Sûratu's-Saffâtİşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hall...
﴿ قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ ﴾
Sûratu's-Saffâtİçlerinden biri: «Benim, bir arkadaşım vardı» der.
﴿ يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtDerdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
﴿ أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ ﴾
Sûratu's-SaffâtBiz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz...
﴿ قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ ﴾
Sûratu's-Saffât(O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde an...
﴿ فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ﴾
Sûratu's-Saffâtİşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin...
﴿ قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ ﴾
Sûratu's-Saffât«Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecek...
﴿ وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtRabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme...
﴿ أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtBir daha biz ölmeyecek değil miyiz?
﴿ إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ ﴾
Sûratu's-SaffâtBirinci ölümümüz hariç ve bir daha azap görmeyecek...
﴿ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴾
Sûratu's-SaffâtŞüphesiz bu, büyük kurtuluştur.